“Ey iman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılınmıştır. Umulur ki takvaya ulaşırsınız.”
“Ümmetim Ramazan ayındaki fazilet ve bereketi bilseydi senenin tamamının Ramazan olmasını temenni ederdi.”
Bir insan; kimsenin görmediği bir odada/ortamda, susamış olmasına rağmen önünde duran suya neden dokunmaz?
O anda onu engelleyen bir polis yoktur.
Ceza tehdidi yoktur.
Toplumsal bir baskı yoktur.
Yine de elini geri çeker, içinden geçen tereddütlere pişmanlık duyar. Nefsinin çağrılarını susturur. İşte oruç tam da burada başlar:
“Görünmeyen bir iradeye, görünen bir itaat… Müminin kendisiyle ve Rabbiyle kurduğu ilişkinin somut bir tezahürü…”
Yeni bir Ramazan ayına daha kavuşmak üzereyiz elhamdü lillah. Rabbimiz bir kez daha Cemal sıfatlarının tecellileriyle bizi kuşatacak; yeni ve temiz bir Ramazan sayfasını açmamıza imkân sağlayacaktır. Sonsuz hamd-ü senalar olsun…
“Karamsar olmak için çok sebep var; Umutlu olmak için ise sonsuz sebepler var.”(Mehmet Görmez) Dünya yorucu, insan kırılgan, toplum gürültülü. Bildiğimiz bir şey var ki, iman konfora göre yaşanmaz.
Umutlu olmak için sonsuz sebepler var:
Çünkü Rabbimiz var. Çünkü imanımız var. Çünkü Kitabımız var. Çünkü Peygamberimiz var. Namazımız; kıyamımız, rükû ve secdelerimiz var. Zamanımız var.
Orucumuz var. Haccımız, zekâtımız, dua ve niyazımız var. İyiliklerimiz, salih amellerimiz, güzel ahlakımız var. Ve daha da önemlisi “farkındalığımız var.”
Çünkü tövbe-istiğfarımız var. Hatalarımızı, kusurlarımızı, eksikliklerimizi biliyoruz ve bundan dolayı yüreğimiz sızlıyor. “Keşke yapmasaydım” diyerek üzülüyor, gözyaşı döküyoruz…
Çünkü imkânımız var. Kapılar üzerimize henüz kapanmamıştır. Bundan öncesine silgi çekip bundan sonrasını güzelleştirme imkânımız var. “Bana yönelenlerin yoluna uy!” buyruğu hâlâ geçerli.
Çünkü oruç iman edenlere, biz müminlere farz kılınmıştır; hitap açık, muhatap belli, emir nettir. Bütün bunlara rağmen gevşeklik gösteriyorsak, sorun şartlarda değil, irademizdedir.
Kâfirlere, müşriklere, münafıklara, ateistlere, deistlere, satanistlere, inançta Fasık olanlara farz değil. Böylelerinin derdi büyük. İmansızlık çukuruna düşmüşler. Eğer tövbe edip iman etmezlerse kayıplarını telafi imkânı kalmaz. “Kim iman değerlerini inkâr ederse bütün yaptıkları boşa gitmiştir.”(Maide: 5/5)
Oruç, mazeretleri dolayısıyla; ergenliğe girmeyenlere, aklı başında olmayanlara, ruhu bedeninden çıkan ölülere, oruç tutamayacak derecede hastalara farz değildir.
Meşakkatli yolculara, özel hallerinde olan, hamile ve lohusa (emzikli) kadınlara, oruç tutamayacak derecede yaşlılara farz değildir…
İman büyük bir nasip, eşsiz bir nimettir. Ve her nimetin bir şükrü/teşekkürü vardır. Zekât, malın teşekkürü, oruç sağlığın teşekkürü, namaz ise ömrün zekâtıdır.
Denir ki;
“Namaza ayrılan zaman ömürden gitmez, Sadakaya ayrılan mal servetten gitmez, tutulan oruç da sağlıktan gitmez. Bunların hepsi ilahi hazineden karşılanır.”
“Bugünün insanının en büyük problemi, imkânlarının artması değil, sınır bilincinin zayıflamasıdır. Oruç, iradeye çizilen bilinçli bir huduttur. Bir bilinç devrimidir.”(Sosyal medya)
