Yusuf KAMBUR
Köşe Yazarı
Yusuf KAMBUR
 

İMAN, İSTİKAMET VE İTİDAL

“Rabbimiz Allah’tır” diyen, sonra da dosdoğru çizgide yaşama kararlılığı gösterenlere gelince: Onlara melekler sürekli inerler (ve derler ki): Gelecekten dolayı kaygı duymayın, geçmişten dolayı da mahzun olmayın! Haydi sevinin size vadedilmiş olan cennetle!” (Fussilet: 41/30) “Sizin, sizden önce geçen ümmetlere nazaran dünyadaki bekanız (kalış süreniz), ikindi vakti ile güneşin batması arasındaki müddet gibidir.”(Buhari, İcare, 8) Kıyamet yaklaştıkça, “karanlık gecenin (zifiri) karanlıklarına benzeyen fitnelerin ortaya çıkacağını” da yine Efendimiz (sav) bizlere haber vermektedir. Bu gerçeği görmek için kısa bir tefekkür yeter de artar bile… İnsanlığın geleceğiyle ilgili söz söyleyen herkes kendi inanç ve idealleri doğrultusunda “bir yol göstermeye/çözüm üretmeye” çalışmaktadır. Soru şudur: Kıyametin yaklaştığı ahır zamanda “kurtuluş/huzur/saadet neyle ve nasıl gerçekleşecektir?” Bir mümin için reçete nettir. Çözüm bellidir. Çetrefilli yollar aramaya, denemeye gerek yoktur. Önce sağlam bir iman… Bir insan bilmelidir ki; huzurun da, kurtuluşun da, saadet ve selametin de ilk adımı “sahih bir imandır.” Zira iman; yalnızca dil ile söylenen bir iddia değil, kalbe yerleşen, hayata yön veren, küfre meydan okuyan ilahi bir nurdur. İmanın zayıfladığı yerde korku artar, şüphe çoğalır, enerji kaybolur, irade zayıflar ve insan rüzgâr önündeki yaprak gibi savrulur gider. Bugün modern dünyanın bütün teknik imkânlarına rağmen ruhların bu denli buhran yaşaması; iman boşluğunun en açık delilidir. Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle “kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur…” Gerisi laf-ı güzaf. Sonra istikamet… İstikamet, imanın tezahürlerinin hayatın tüm safhalarında görülmesidir. “Allah’ın razı olduğu, Hz. Peygamberin örneklik ettiği çizgide hayatı yaşamaktır.” İstikamet; inançta sapmamak, ibadette gevşememek, ahlakta bozulmamaktır. Dosdoğru olmak; çağın rüzgârına göre eğilip bükülmemektir. “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!” hitabını hayatın merkezine koymaktır. Bugün insanlığın en büyük açmazlarından biri de budur: Bilgi artmış fakat istikamet kaybolmuştur. Kalabalıklar çoğalmış fakat hakka yürüyenler azalmıştır… “Hakikate ulaşmayı hedefleyenler bugün maalesef hayat merdivenini yanlış duvara dayamıştır.” Ve itidal… Unutulmamalıdır ki, iman ve istikamet ancak itidal ile kemale erer. Çünkü ifrat da tefrit de insanı felakete sürükler. Dinde aşırılık da, gevşeklik de kişiyi istikametten uzaklaştırır. Mümin, sırat-ı müstekim üzere yürürken dengeli olmalıdır. Merhametli ama tavizsiz… Yumuşak huylu ama şahsiyetli… Dünya için çalışan ama ahiretini unutmayan… İşte kurtuluş ve sahili selamet; böyle bir dengeyle mümkündür. Velhasıl; kıyametin gölgelerinin hissedildiği, fitnelerin karanlık geceyi andırdığı, şeytanların bol olduğu, nefislerin azgınlaştığı bu zamanda; İnsanlığın aradığı huzur ne sahte ideolojilerde, ne beşeri sistemlerde, ne de nefsi okşayan geçici reçetelerdedir. Gerçek kurtuluş: İman ile kalbi ihya etmekte, İstikamet ile hayatı inşa etmekte, itidal ile dengeyi muhafaza etmektedir. O halde bugün herkes kendi nefsine şu soruları sormalıdır: İmanım ne kadar kuvvetli? İstikametim ne kadar doğru ve sağlam? İtidalim ne kadar muhafaza altında? Zira yarının selameti; bugünün muhasebesine bağlıdır. Rabbim Sırat-ı müstekim çizgisinde iman ve itidalle yolculuk yapabilmeyi nasip eylesin…
Ekleme Tarihi: 29 Nisan 2026 -Çarşamba

İMAN, İSTİKAMET VE İTİDAL

“Rabbimiz Allah’tır” diyen, sonra da dosdoğru çizgide yaşama kararlılığı gösterenlere gelince:

Onlara melekler sürekli inerler (ve derler ki):

Gelecekten dolayı kaygı duymayın, geçmişten dolayı da mahzun olmayın!

Haydi sevinin size vadedilmiş olan cennetle!”

(Fussilet: 41/30)

“Sizin, sizden önce geçen ümmetlere nazaran dünyadaki bekanız (kalış süreniz), ikindi vakti ile güneşin batması arasındaki müddet gibidir.”(Buhari, İcare, 8)

Kıyamet yaklaştıkça, “karanlık gecenin (zifiri) karanlıklarına benzeyen fitnelerin ortaya çıkacağını” da yine Efendimiz (sav) bizlere haber vermektedir. Bu gerçeği görmek için kısa bir tefekkür yeter de artar bile…

İnsanlığın geleceğiyle ilgili söz söyleyen herkes kendi inanç ve idealleri doğrultusunda “bir yol göstermeye/çözüm üretmeye” çalışmaktadır.

Soru şudur:

Kıyametin yaklaştığı ahır zamanda “kurtuluş/huzur/saadet neyle ve nasıl gerçekleşecektir?”

Bir mümin için reçete nettir. Çözüm bellidir. Çetrefilli yollar aramaya, denemeye gerek yoktur.

Önce sağlam bir iman…

Bir insan bilmelidir ki; huzurun da, kurtuluşun da, saadet ve selametin de ilk adımı “sahih bir imandır.”

Zira iman; yalnızca dil ile söylenen bir iddia değil, kalbe yerleşen, hayata yön veren, küfre meydan okuyan ilahi bir nurdur.

İmanın zayıfladığı yerde korku artar, şüphe çoğalır, enerji kaybolur, irade zayıflar ve insan rüzgâr önündeki yaprak gibi savrulur gider.

Bugün modern dünyanın bütün teknik imkânlarına rağmen ruhların bu denli buhran yaşaması; iman boşluğunun en açık delilidir. Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle “kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur…” Gerisi laf-ı güzaf.

Sonra istikamet…

İstikamet, imanın tezahürlerinin hayatın tüm safhalarında görülmesidir. “Allah’ın razı olduğu, Hz. Peygamberin örneklik ettiği çizgide hayatı yaşamaktır.”

İstikamet; inançta sapmamak, ibadette gevşememek, ahlakta bozulmamaktır.

Dosdoğru olmak; çağın rüzgârına göre eğilip bükülmemektir. “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!” hitabını hayatın merkezine koymaktır.

Bugün insanlığın en büyük açmazlarından biri de budur: Bilgi artmış fakat istikamet kaybolmuştur. Kalabalıklar çoğalmış fakat hakka yürüyenler azalmıştır…

“Hakikate ulaşmayı hedefleyenler bugün maalesef hayat merdivenini yanlış duvara dayamıştır.”

Ve itidal…

Unutulmamalıdır ki, iman ve istikamet ancak itidal ile kemale erer. Çünkü ifrat da tefrit de insanı felakete sürükler. Dinde aşırılık da, gevşeklik de kişiyi istikametten uzaklaştırır.

Mümin, sırat-ı müstekim üzere yürürken dengeli olmalıdır.

Merhametli ama tavizsiz…

Yumuşak huylu ama şahsiyetli…

Dünya için çalışan ama ahiretini unutmayan…

İşte kurtuluş ve sahili selamet; böyle bir dengeyle mümkündür.

Velhasıl; kıyametin gölgelerinin hissedildiği, fitnelerin karanlık geceyi andırdığı, şeytanların bol olduğu, nefislerin azgınlaştığı bu zamanda;

İnsanlığın aradığı huzur ne sahte ideolojilerde, ne beşeri sistemlerde, ne de nefsi okşayan geçici reçetelerdedir.

Gerçek kurtuluş:

İman ile kalbi ihya etmekte, İstikamet ile hayatı inşa etmekte, itidal ile dengeyi muhafaza etmektedir.

O halde bugün herkes kendi nefsine şu soruları sormalıdır:

İmanım ne kadar kuvvetli?

İstikametim ne kadar doğru ve sağlam?

İtidalim ne kadar muhafaza altında?

Zira yarının selameti; bugünün muhasebesine bağlıdır.

Rabbim Sırat-ı müstekim çizgisinde iman ve itidalle yolculuk yapabilmeyi nasip eylesin…

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haberguven.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.