Şehrin en güzel yerlerine koca koca camiler inşa ediyoruz. Büyük kubbeler yükseltiyor, yüksek minareler dikiyor, milyonlarca liralık yatırımlarla şehrin siluetine yeni camiler ekliyoruz.
Fakat kendimize şu soruyu yeterince soruyor muyuz:
Bu camileri sadece namaz kılmak için mi inşa ediyoruz?
Eğer cevabımız buysa, üzerinde ciddi biçimde düşünmemiz gereken bir mesele var. Çünkü yeryüzü Müslüman için mesciddir. Temiz olan her yerde namaz kılabiliriz. Öyleyse şehrin en güzel yerlerine, büyük imkânlarla camiler inşa etmenin gayesi yalnızca namaz kılınacak geniş mekânlar oluşturmak olamaz.
Cami, sadece namaz kılınan bir yapı değildir.
İslam medeniyetinde cami; ibadetin yanı sıra eğitimin, irşadın, dayanışmanın ve cemiyet hayatının merkezidir.
Bugün camilerimize dair nakıs anlayışımız ise bu kuşatıcı fonksiyonu daraltıyor. Bunun birkaç tezahürüne bakalım.
1. Camiyi Daha İnşa Aşamasında Eksiltiyoruz
Birçok camide namazgâh yapılıyor; fakat camiyi canlı bir merkeze dönüştürecek eğitim, sosyal ve kültürel mekânlar yeterince düşünülmüyor.
Alt katlar ve müştemilat çoğu zaman bir markete, dükkâna veya başka bir iş yerine gelir getirsin diye kiraya veriliyor.
Elbette bir caminin ekonomik sürdürülebilirliği önemlidir. Ancak asıl soru şudur:
Caminin imkânlarını caminin misyonuna mı tahsis ediyoruz?
Çocukların Kur'an ve temel dinî bilgileri öğrenebileceği sınıflar, gençlerin kitap okuyup sohbet edebileceği mekânlar, kadınlara ve ailelere yönelik eğitim alanları, kütüphane ve sosyal faaliyet birimleri yoksa caminin önemli bir tarafını daha baştan eksik bırakmış oluruz.
Böylece camiye gelen Müslümana adeta:
“Namazını kıl ve git.”
İmama da:
“Namazını kıldır ve git.” denilmiş olur.
Oysa caminin misyonu bundan çok daha geniştir.
2. Cami Var, Fakat Cemiyet Yok
İkinci kaybımız, caminin etrafında bir cemiyet hayatının oluşmamasıdır.
Mahallenin çocuğu, genci, kadını, erkeği, yaşlısı ve ihtiyaç sahibi dinî ve sosyal hayat bakımından kendi başına kalıyor.
Aynı safta namaz kılan insanlar birbirlerinin hayatından habersiz olabiliyor.
Oysa İslam medeniyetinde cami, toplumun kenarında duran bir ibadet yapısı değildi; cemiyetin kalbiydi.
Bugün “sivil toplum” dediğimiz birçok fonksiyon tarih boyunca cami merkezli hayat içerisinde karşılık bulmuştur. Eğitim, dayanışma, irşad, yardımlaşma, gençlerin yetişmesi ve toplumun ortak meselelerinin konuşulması cami çevresinde şekillenmiştir.
Cami insanları yalnızca aynı kıbleye yöneltmez; aynı cemiyetin parçası hâline getirir.
Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey de tam olarak budur.
3. Cami Hayatın Merkezinden Kenarına İtiliyor
Daha derinde ise başka bir problem var.
Modern hayat, insanın dünyasını parçalara ayırıyor: Eğitim okulda, kültür başka yerde, spor başka yerde, sosyal hayat başka yerde; din ise çoğu zaman namaz vakitlerinde camide.
Böylece cami, hayatın merkezini kuran bir mekân olmaktan çıkıp hayatın parçalarından biri hâline geliyor. Oysa İslam'ın cami tasavvuru, ibadet ile hayat arasında böyle keskin bir ayrım kurmaz.
Cami hayatın dışında değil, hayatın merkezindedir.
Bu nedenle camiyi sadece namaz kılınan bir mekâna indirgemek, farkında olmadan onu seküler hayatın parçalı düzeni içerisinde sıradanlaştırmak anlamına gelir.
4. Cami Yapılıyor, Fakat Amacına Matuf İşletilmiyor
Meselenin bir de işletme boyutu var. Cami yapılırken bir inşaat projesi, tamamlandığında ise çoğu zaman sadece ibadet hizmetlerinin yürütüldüğü bir yapı olarak görülüyor.
Dernek binanın ihtiyaçlarıyla, personel günlük hizmetlerle meşgul oluyor; fakat caminin asıl sorusu yeterince sorulmuyor:
Bu cami bulunduğu mahallenin hayatını nasıl değiştirecek?
Burada mesele imamı, müezzini veya dernekleri suçlamak değil. Mesele, camiyi hangi anlayışla ele aldığımızdır.
Cami yalnızca namaz kıldırılan bir yer olarak tasarlanırsa imamın rolü de daralır. Sadece bina olarak görülürse derneğin fonksiyonu da bina ihtiyaçlarına sıkışır.
Sonuçta cami ayakta kalır; fakat cami merkezli hayat kaybolur.
Peki Ne Yapmalıyız?
Mesele cami yapmayalım değildir.
Tam aksine, daha güzel, daha nitelikli ve daha fonksiyonel camiler yapalım. Fakat caminin sadece bedenini değil, ruhunu da inşa edelim.
Bir cami projesine başlarken yalnızca “Kaç kişi namaz kılacak?” diye sormayalım.
Şunları da soralım:
Bu cami kaç çocuk yetiştirecek?
Kaç genci kazanacak?
Kaç aileye dokunacak?
Kaç ihtiyaç sahibini fark edecek?
Mahallenin sosyal ve kültürel hayatına ne katacak?
İşte caminin gerçek fonksiyonu burada ortaya çıkar. Çünkü caminin büyüklüğü yalnızca kubbesiyle, metrekaresiyle veya mimari ihtişamıyla ölçülmez. Asıl ölçü, yetiştirdiği insan ve oluşturduğu cemiyettir.
Şehrin en güzel yerine büyük bir cami yapmak güzeldir. Fakat daha güzeli, o camiyi şehrin insanının hayatının merkezine yerleştirebilmektir.
Cami yapmak bir inşa faaliyetidir. Camiyle insan yetiştirmek ise bir medeniyet meselesidir.
Bugün belki de ihtiyacımız olan daha büyük camilerden önce, camiye dair daha büyük bir anlayıştır.
Aksi halde büyük yapılar inşa eder, fakat küçük bir cami tasavvuruyla yaşamaya devam ederiz.
Ve sonunda kaybeden cami değil, biz oluruz.
