Teknolojinin hızla gelişmesi ve buna bağlı olarak teknolojik araç gereçlerin artmasıyla yeni nesilde hızla artan bir doyumsuzluk ortaya çıkmıştır. Doyumsuzluk tüketim toplumunun olmazsa olmazı durumuna gelmiştir.
 
         Piyasaya bir bilgisayar veya bir cep telefonu sürülüyor. Çok güzel, son derece güzel özelliklere sahip. Reklamlar sayesinde geniş kitleler bu yeni çıkan ürünlere rağbet ediyor. Ancak kısa bir süre sonra yeni modeller piyasaya sürülüyor. Sunulan yeni modeller piyasada hep alıcı bulabiliyor. Cep telefonları bir öncekine nazaran azar azar artırılan özellikler ile her daim alıcı bulabiliyor. Hatta yeni bir telefon çıkacak da ilk alanlardan olacağım diye yarışan gençler, insanlar var.
 
           Tatmin olamıyoruz, kendimizi tutamıyoruz. Yeni bilgisayar, yeni cep telefonu, yeni araba ve bunun gibi sayamayacağımız pek çok şey. Elimizde olan uzun süre bizim ihtiyaçlarımızı karşılayabildiği halde değiştirmek istiyoruz. İlk fırsatta bunu yapıyoruz.
 
          Gençler, çocuklarımız modanın yakın takipçisi olmak istiyorlar. Bu durum onları tüketim çılgını haline getiriyor.
 
          Gerçek ihtiyaçlarla sahte ihtiyaçlar arasındaki ayrımın ortadan kalktığı tüketim toplumunda birey, tüketim mallarını satın almanın ve bunları sergilemenin toplumsal bir ayrıcalık ve prestij kazandırdığına inanır oldu. Gençler arasında rekabet oluştu. Bu durum ayrıca marka takıntısının ortaya çıkmasına sebep oldu. Marka ürünlerle aynı kalitede ürünler piyasalarda bulunabilirken çok daha fazla ücretler ödenerek marka ürünler tercih edilir oldu. Her türlü üründe marka takıntısını görmek mümkündür. Çok düşük ücretlerle çalışan birçok insanda bugün son model cep telefonları görebiliyoruz. Çocuklarımıza en temel ihtiyaçlar dururken önce öncelikli olarak en pahalı telefonlardan alıyoruz.   Bu durumda cep telefonuyla çok zaman geçiriyorlar, derslerden uzaklaşıyorlar, çevreleriyle iletişimlerini koparıyorlar. İletişim dünyasında iletişimsizlik baş gösteriyor. Yüz yüze iletişim kurmak yerine sanal ortamda zaman geçiriyorlar.
 
         Marka takıntısı olup da alışveriş düşkünlüğü olmaz mı? Alışveriş merkezleri, restoranlar, kaffeler, internet kaffeler ibadethane haline getirdikleri mekanlara dönüşmüştür. Gençler hiçbir kültürel faaliyetlerde bulunmadan boş vakitlerini alışveriş merkezlerinin vitrinlerinde, sinema salonlarında, internet kaffelerde veya fast food mekanlarında geçirmektedirler.  
 
          Gittikçe gelişen ve değişen dünyada teknolojinin getirdiği yenilikler ve bunlara bağlı kolaylıklarla birlikte insanların toplumdaki duruşları ve bakışları da değişmektedir. İnsanların maddi gücü olmasa da çevresindeki insanların sahip olduklarını örnek alıyorlar ve sahip olmak istiyorlar. Onların çocuklarının ‘’şu’’ su var, şu okullarda okuyorlar, benimkinin ne eksiği var, benim çocuğumun da olmalı anlayışı gelişiyor. Bu durum toplumsal baskının oluşmasına sebep oluyor. Sonuçta bütün bunlar bizleri, tüketime yönlendiriyor ve mutsuz bir toplum ortaya çıkıyor.
 
        Globalleşen dünyada çağa ayak uydurmak, yenilikleri takip etmek gerekir tabiî ki, ancak iyi yönlerini almak doğru şekilde, doğru zamanda teknolojik araç gereçleri kullanabilmek, ihtiyacımız olan ve olmayan arasında bir denge oluşturabilmek, alışveriş çılgınlığımızı yenebilmek bizler ve çocuklarımız için gerekli ve dikkate alınması gereken bir konudur.   
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner13
banner162